Tekirdağ Yat Limanı projesinde deniz tarafındaki çalışmalar fiilen başladı. Mendirek üzerinde iş makineleri çalışıyor, deniz yapıları şekilleniyor. Ancak proje ilerlerken, Tekirdağ kamuoyunun aklındaki sorular giderek büyüyor. Nasıl bir marina yapılıyor? Projenin içinde neler var? Halkın yoğun kullandığı kıyı alanları bu projeye dahil edilecek mi? Ve en kritik soru, bu marina gerekli ruhsatları aldı mı?
Tekirdağ Yat Limanı, imar planları ve bakanlık onayları ile ruhsat süreçleri kapsamında tartışılıyor.
Süleymanpaşa sahilinde mendirek üzerinde devam eden çalışmalar, yat limanı projesinin yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor. Ancak Tekirdağ halkı, yapılmakta olan marinanın kapsamı ve sınırları konusunda net bir bilgiye sahip değil.
Projenin hangi bölümlerinin denizde, hangilerinin karada yer alacağı, ticari alanların büyüklüğü, yaşam merkezi olarak tanımlanan yapıların niteliği ve bu yapıların ileride genişleyip genişlemeyeceği kamuoyuna açık şekilde paylaşılmış değil.
Dosyanın en kritik başlığı ruhsat meselesi.
Edinilen bilgilere göre Tekirdağ Yat Limanı İşletmeleri A.Ş, Süleymanpaşa Belediyesi’nden ruhsat talep etti. Ancak Süleymanpaşa Belediyesi Başkan Yardımcısı Ergün Güleryüz, projede belirsizlikler bulunduğu gerekçesiyle ruhsat vermediklerini açıkça ifade etti.
Güleryüz, projede yapı olarak gösterilen alanların hangi amaçla kullanılacağının net olmadığını, otel mi yoksa başka ticari yapılar mı olacağının açıkça belirtilmediğini vurguladı. Güleryüz, bu belirsizlikle ruhsat verilmesi halinde ileride istenmeyen yapılaşmaların önünün açılabileceğini ve belediyenin vatandaşla karşı karşıya kalacağını dile getirdi.
Öte yandan Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nden de ruhsat alınmadığı, ayrıca büyükşehrin bu proje özelinde ruhsat verme sorumluluğunun bulunmadığı öğrenildi.
Peki firma, alması gereken ruhsatları ilgili bakanlıklardan aldı mı? Bu sorunun yanıtı kamuoyuna açık ve net biçimde paylaşılmış değil.
Tekirdağ Yat Limanı projesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylandı. Ancak bu onay, tek başına bir marinanın faaliyete geçmesi için yeterli mi?
Türkiye’de yat limanları için ruhsat süreci çok başlı bir yapıdan oluşuyor. ÇED süreci, imar planları, kıyı kullanım izinleri, deniz yapıları onayları, turizm belgeleri ve belediye ruhsatları birbirinden ayrı ama birbirini tamamlayan zorunlu aşamalar.
Bir başka ifadeyle, imar planı onaylı olsa bile, ruhsat zincirinin herhangi bir halkası eksikse marina yasal olarak faaliyete geçemiyor.
Tekirdağ Yat Limanı İşletmeleri A.Ş’nin internet sitesinde paylaşılan bilgilere göre projede, denizden çekme-atma hizmeti, çekek alanı ve travel lift sistemi, alt yıkama ve bakım hizmetleri, karada park alanları, 200 yat bağlama kapasiteli marina alanı, restoranlar, kafeler ve mağazalardan oluşan bir yaşam merkezi yer alıyor.
Ancak bu yaşam merkezinin hangi büyüklükte olduğu, yapıların kaç metrekareyi kapsadığı ve ileride yeni ticari alanlar eklenip eklenmeyeceği net değil.
Ayrıca firmanın internet sitesinde, kamuoyunun bilgi alabileceği herhangi bir telefon numarasının yer almaması dikkat çekiyor. Mail yoluyla yapılan başvurulara da geri dönüş olmadığı belirtiliyor.
Kamuoyunda, kamuya açık bir alanda, kamuya ait kıyı şeridinde yapılan bir yatırımda bu denli kapalı bir iletişim biçiminin neden tercih edildiği sorgulanıyor.
Tekirdağ Yat Limanı’nın geçmişi 2006 yılına dayanıyor. Yüksek Planlama Kurulu kararıyla Yap-İşlet-Devret modeli kapsamında planlanan liman, 2015’te özel bir şirkete ihale edildi. 2016’da sözleşme imzalandı, 2017’de alan teslimi yapıldı.
Ancak ana mendireğin zarar görmesi süreci değiştirdi. Mendireğin zarar görmesinde, kıyıda yapılan beton duvarın dalgaları geri yansıtmasının etkili olduğu ifade edildi. Mendireğin görevini tam yapamaması, limanın işlevselliğini tartışmalı hale getirdi.
Bu nedenle yatırımcı firma, limanın sağlıklı çalışabilmesi için bitişikteki devlete ait yaklaşık 76 bin metrekarelik alanın bir kısmının projeye dahil edilmesini talep etti. Bakanlıklar bu talebi uygun buldu ve alan 2019’da firmaya teslim edildi.
Ancak Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi bu tahsise dava açtı. Mahkeme 2020 yılında tahsisi iptal etti. Bunun üzerine ek alan geri alındı ve firma projeyi yalnızca ilk teslim edilen alan içinde kalacak şekilde revize etti.
Projenin deniz tarafı, mevcut imar planlarında yer almıyordu. Bu durum ileride hukuki sorunlara yol açabileceği için deniz alanı da plan kapsamına alındı. Ayrıca ana mendireğin daha küçük inşa edilmesi plan uyumsuzluğu yarattı ve plan notlarının güncellenmesi zorunlu hale geldi.
Tekirdağ Yat Limanı’nın bulunduğu alanın tamamı dolgu alan ve kıyı kenar çizgisinin deniz tarafında kalıyor. Yani anayasal olarak devletin hüküm ve tasarrufu altında.
Bu nedenle Hazine ve Maliye Bakanlığı üzerinden verilen kullanım izinleri, irtifak hakları ve kira sözleşmeleri hayati önem taşıyor. Bu izinler olmadan yapılan her yapı, mevzuata göre kaçak yapı statüsünde değerlendiriliyor.
Bugün Tekirdağ’da marina tartışmaları yalnızca imar planı değişiklikleri üzerinden yürütülüyor. Oysa asıl mesele, ruhsat zincirinin eksiksiz tamamlanıp tamamlanmadığı.
ÇED süreci tamamlandı mı? Turizm Yatırımı ve Turizm İşletmesi Belgeleri alındı mı?
Deniz yapıları için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı onayları var mı? Kıyı kullanım izinleri eksiksiz mi? Belediye ruhsatı olmadan sahada çalışma yapılabilir mi?
Bu sorulara net ve şeffaf yanıtlar verilmeden yürütülen her faaliyet, ileride hem hukuki krizlere hem de kamu zararına yol açma riski taşıyor.
Tekirdağ kamuoyunun beklentisi ise kent merkezinin en değerli kıyı noktasında yapılan bu yatırımın, tüm yönleriyle şeffaf, denetlenebilir ve mevzuata uygun biçimde yürütülmesi. Ama asıl cevap bekleyen soru hala ortada duruyor: Tekirdağ Yat Limanı gerekli tüm ruhsatları gerçekten aldı mı?
Kaynak: Gökmen Yüce